Kadınların katledildiği ve emeklerinin yok sayıldığı Türkiye’de herkesi ciddiyete davet ediyoruz!

Kadına Yönelik Şiddet Komisyonunda, “Kadınlar da zaman zaman şiddet uyguluyor olsa da...” söylemleri üzerine komisyonu terk eden üyelerimizin açıklaması:

10 Ekim 2024’te kurulan Kadına Yönelik Şiddetin Araştırılması Meclis Araştırma Komisyonunda, özellikle muhalefet partisi üyesi kadınların sürekli sözünün kesildiği, provoke edildiği, önerilerinin dikkate alınmadığı bir komisyon pratiği ile karşı karşıyayız.

Komisyonun eski TV programcısı başkanının tek başına karar alarak gündüz kuşağı program sunucusu daveti, daha en başından beri komisyon başkanının ‘erkek’ olmasının nasıl sonuçlar doğuracağı konusundaki itirazlarımızın ne kadar haklı olduğunu gösteriyor!

Bu komisyonun başat görevi erkek şiddetini önleyici adımlar atmak olmalıyken, şiddeti teşvik eden, normalleştiren gündüz kuşağı programlarını komisyona ‘bilirkişi’ olarak tayin etmektedir.

Bu sebeple DEM Partili komisyon üyesi kadınlar olarak bugünkü komisyon toplantısını terk ettik…

Çünkü biz biliyoruz ki;

Türkiye her yeni bir güne kadın katliamları haberleri ile uyanırken, bu katliamlar medya tarafından magazinleştirilerek “reyting malzemesi” yapılmaya çalışılıyor. Ana akım medya kadın cinayetlerini “münferit olaylar” olarak ele alıp, kadınların yaşam öykülerini de “magazinleştirilecek bir hikaye” olarak işlerken, sorunun bir sistem sorunu olduğunu görmeyen bir yerden haberler servis ediyor. Kadın katliamı, şüpheli kadın ölümü ya da kayıplar gündüz kuşağı programlarında da yer buluyor. Televizyon programları özellikle “reyting kıracak” olayları belirleyerek, kaybedilen/katledilen/ şüpheli şekilde yaşamını yitiren kişinin /failinin bulunması yerine, olayla ilgisinin olduğu belirtilen kadınların özel yaşamlarına odaklanıyor. Bu programlarda kadınların özel hayatı irdelenirken, kadın program sunucularından da “ahlak bekçiliği” yapması bekleniyor.

Gündüz kuşağı programlarda kadın mağdura suçlayıcı bir yerden bakıldığını görüyoruz. Çünkü kadını suçlamak hep daha kolaydır. Çünkü erkek güç, hegemonik liderliğin kendisidir. İktidarın kendisini eleştirmek de her zaman kolay değil. O güçlüdür ve kendisini savunmakla yükümlü değildir. Patriyarkal Türkiye toplumunda, makro iktidarın perçinlediği kadın ve LGBTİ+ karşıtı söylemler, mikro iktidar olan aileye, aile reisi olarak görülen erkeğe de yansıyor.  Program sunucuları ‘ ne yaşadın, ne hissettin, devletin hiçbir aygıtı sana cevap veremedi mi?’ diye sormak yerine onun anneliğini ve kadınlığını sorguluyor. Şiddet gördü mü, evin içerisinde ekonomik, psikolojik şiddet var mıydı, ruhsal herhangi bir tahribata yol açtı mı? Bunlar sorgulanmıyor bile. Özetle bu programların kadınları eve hapseden, aile içi şiddeti normalleştiren, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren, kadın bedenini metalaştıran formatlarına karşı durduğumuz taraf bellidir. Her gün kadınların katledildiği ve emeklerinin yok sayıldığı Türkiye’de başta TBMM ve tüm kamu kurumları olmak üzere herkesi ciddiyete davet ediyoruz! 10 Ekim 2024’te kurulan Kadına Yönelik Şiddetin Araştırılması Meclis Araştırma Komisyonu’nda, özellikle muhalefet partisi üyesi kadınların sürekli sözünün kesildiği, provoke edildiği, önerilerinin dikkate alınmadığı bir komisyon pratiği ile karşı karşıyayız. Komisyonun eski TV programcısı başkanının tek başına karar alarak gündüz kuşağı program sunucusu daveti, daha en başından beri komisyon başkanının ‘erkek’ olmasının nasıl sonuçlar doğuracağı konusundaki itirazlarımızın ne kadar haklı olduğunu gösteriyor! Bu komisyonun başat görevi erkek şiddetini önleyici adımlar atmak olmalıyken, şiddeti teşvik eden, normalleştiren gündüz kuşağı programlarını komisyona ‘bilirkişi’ olarak tayin etmektedir.

Bu sebeple DEM Partili komisyon üyesi kadınlar olarak bugünkü komisyon toplantısını terk ettik…

Çünkü biz biliyoruz ki; Türkiye her yeni bir güne kadın katliamları haberleri ile uyanırken, bu katliamlar medya tarafından magazinleştirilerek “reyting malzemesi” yapılmaya çalışılıyor. Ana akım medya kadın cinayetlerini “münferit olaylar” olarak ele alıp, kadınların yaşam öykülerini de “magazinleştirilecek bir hikaye” olarak işlerken, sorunun bir sistem sorunu olduğunu görmeyen bir yerden haberler servis ediyor. Kadın katliamı, şüpheli kadın ölümü ya da kayıplar gündüz kuşağı programlarında da yer buluyor. Televizyon programları özellikle “reyting kıracak” olayları belirleyerek, kaybedilen/katledilen/ şüpheli şekilde yaşamını yitiren kişinin /failinin bulunması yerine, olayla ilgisinin olduğu belirtilen kadınların özel yaşamlarına odaklanıyor. Bu programlarda kadınların özel hayatı irdelenirken, kadın program sunucularından da “ahlak bekçiliği” yapması bekleniyor.

Gündüz kuşağı programlarda kadın mağdura suçlayıcı bir yerden bakıldığını görüyoruz. Çünkü kadını suçlamak hep daha kolaydır. Çünkü erkek güç, hegemonik liderliğin kendisidir. İktidarın kendisini eleştirmek de her zaman kolay değil. O güçlüdür ve kendisini savunmakla yükümlü değildir. Patriyarkal Türkiye toplumunda, makro iktidarın perçinlediği kadın ve LGBTİ+ karşıtı söylemler, mikro iktidar olan aileye, aile reisi olarak görülen erkeğe de yansıyor.  Program sunucuları ‘ ne yaşadın, ne hissettin, devletin hiçbir aygıtı sana cevap veremedi mi?’ diye sormak yerine onun anneliğini ve kadınlığını sorguluyor. Şiddet gördü mü, evin içerisinde ekonomik, psikolojik şiddet var mıydı, ruhsal herhangi bir tahribata yol açtı mı? Bunlar sorgulanmıyor bile. Özetle bu programların kadınları eve hapseden, aile içi şiddeti normalleştiren, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren, kadın bedenini metalaştıran formatlarına karşı durduğumuz taraf bellidir! Her gün kadınların katledildiği ve emeklerinin yok sayıldığı Türkiye’de başta TBMM ve tüm kamu kurumları olmak üzere herkesi ciddiyete davet ediyoruz.

Özgül Saki   
DEM Parti İstanbul Milletvekili                                                                                 

Adalet Kaya
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili

12 Şubat 2025